İçimizdeki Büyük Uçurum ve Bu Mesafeyi Ortadan Kaldıran Bir “Ya Rab, Merhamet Eyle!” duası
Luka İncili: 16,19-31
1. Zengin adam ile yoksul Lazar arasındaki uçurum
Zengin adam ile yoksul Lazar’ın hikâyesini, zenginlerle yoksullar arasındaki toplumsal eşitsizlik üzerinden değerlendirmek doğru değildir. Bu anlatı, yalnızca yoksulları haklı çıkarmak ya da zenginleri suçlamak amacı taşımaz. Aksine, insanın varoluşunun ve yaşamının en derin noktalarına uzanan çok önemli bir gerçeği ortaya koyar.
Her şeyi sonsuz şefkatiyle kuşatan Tanrı, bizi hem bedensel hem de ruhsal yönü olan varlıklar olarak yaratmıştır. Bizi sevgisiyle beslemek, lütfuyla da her yönden desteklemek ister. Toprağın ve tarlaların ürün vermesini sağlayarak bedensel ihtiyaçlarımızı karşılar; Kilisemizin Kutsal Gizemleri aracılığıyla da ruhumuzu besler. Hem bedenimizin hem de ruhumuzun sağlıklı ve dengeli bir biçimde gelişmesi gerekir. İşte bu İncil anlatısının asıl üzerinde durduğu nokta da budur.
Dikkat edelim! Zengin adamın yaşamını anlatan metinde şöyle denir: «Mor giysiler giyinir, her gün görkemli sofralarda eğlenip keyif sürerdi.» Burada onun dış dünyadaki yaşamının, maddi imkânlarının ve bedensel ihtiyaçlarının karşılanmasının ön planda olduğunu görüyoruz. İlk bakışta mutlu bir insan olduğu düşünülebilir. Ancak Kilise Babalarının yorumuna göre, onun ruhunun derinliklerinde yaşadığı sıkıntı göz ardı edilmiştir. Ruhu beslenmekten ve ilahî lütuftan yoksun kalmıştır. Adeta ruhunu bir kenara bırakmış, yalnızca dış dünyadaki zenginliğine ve rahat yaşamına kapılmıştır.
Kilise Babaları, ruhsal uyanıklığın önemini vurgulayarak yeterince beslenmeyen ruhun sıkıntı, keder ve acı içinde kaldığını belirtirler. Ne var ki insan kendisini dış dünyaya ait şeylere bütünüyle kaptırırsa, ruhunun derinliklerinde yaşadığı bu sıkıntıyı bastırabilir. Böylece uzun süre kendi içindeki acının farkına varmaz. Ancak ruhsal çöküş derinleştiğinde, içindeki bozulma belirginleşir ve artık gizlenemez hâle gelir. Zengin adamın durumu da tam olarak budur. Ruhu acı ve sıkıntı içindedir; ruhsal besinden yoksundur. Buna rağmen, yaşadığı içsel yoksunluğun farkına varmadan hayatın tadını çıkarmaya devam eder.
Öte yandan yoksul Lazar, zengin adamın sofrasından düşen kırıntılarla yetinmektedir. Buna rağmen şikâyet etmez; Tanrı’ya şükür ve hamt içinde yaşar. Önüne konan kırıntıları bile Tanrı’nın bir armağanı olarak kabul eder. Lazar bu kırıntılardan şikâyet etseydi, içinde bulunduğu toplumsal koşullar açısından haklı sayılabilirdi. Fakat böyle bir durumda, ruhsal tutumu bakımından zengin adamdan farklı bir yerde duramazdı. Oysa Lazar, kendisine verilen kırıntıları bile Tanrı’nın armağanı olarak kabul eder ve şükreder. İşte bu tutum, onun ruhsal yaşamında bir denge ve bütünlük sağlar. Çünkü içinde bulunduğu şartlar ne olursa olsun, Tanrı’nın kendisine sunduklarını kabul etmektedir.
Zengin adam ile yoksul Lazar arasındaki asıl karşıtlık burada ortaya çıkar. Hikâyenin yönünü değiştiren de tam olarak bu farklılıktır. Dikkat edelim: Zengin adamın adı bile belirtilmez. Sanki başkalarına verebileceği hiçbir şeyi yoktur; varlığıyla kimseye bir şey katamamaktadır. Adeta kişiliğini ve kimliğini yitirmiş bir insan gibidir. Buna karşılık yoksul Lazar’ın bir adı vardır. Çünkü onun verebileceği çok şey vardır: Ruhsal zenginliğini ortaya koymuştur. Tanrı’nın kendisine kırıntılarla yetinmeyi nasip ettiği bir durumda bile O’na şükretmekten ve hamt etmekten geri durmaz. İşte Lazar’ın kim olduğunu ortaya koyan da bu tutumudur. Adı bile anılmayan zengin adam ile adı olan yoksul Lazar arasındaki karşıtlık son derece çarpıcıdır. İkisinin yolları artık birbirinden ayrılmıştır. Zengin adamın ruhunun derinliklerinde taşıdığı keder ise ancak ölümünden sonra bütünüyle açığa çıkar.
2. İnsan kendi içinde bir uçurum oluşturabilir
Ölümden sonra zengin adam ile İbrahim arasında büyük bir uçurum bulunduğunu görürüz. Kilise Babalarının yorumuna göre bu uçurum, iki insanın arasına dışarıdan konmuş bir engel değildir. Zengin adamın kendi varlığının derinliklerinde oluşmuştur. Başka bir deyişle, zengin adam ruhunun acısını ve kederini sürekli bastırmıştır. Şimdi ise bastırdığı her şey açığa çıkmaktadır. İçinde yaşadığı ruhsal trajedi görünür hâle geldikçe, ruhundaki çarpıklık da bütün açıklığıyla ortaya çıkar. Üstelik zengin adam, Tanrı’dan yardım isterken bile O’na ne yapması gerektiğini söylemeye devam eder. Tanrı’ya, «Ya Rab, bana merhamet et!» demez. «Ya Rab, beni bağışla!» diye de yalvarmaz. Kendini Tanrı’nın lütfuna açmaz; O’ndan merhamet dilemek yerine, Tanrı’ya ne yapması gerektiğini anlatır. Yeryüzüne birini göndermesini ve bu kişinin diğer insanları uyarmasını ister. Zihni ve ruhu öylesine çarpılmıştır ki, kendi içindeki acıyı bile Tanrı’ya yol göstermeye çalışarak dile getirir. İşte bu karşıtlık, kendimizi de sorgulamamız için bize bir fırsat sunar.
Ruhumuz beslenmediğinde, bütün ruhsal güçlerimiz tükenmeye başlar. Kendimizi sürekli dış dünyaya, maddi imkânlara ve günlük hayatın zevklerine kaptırdığımızda, içimizdeki ruhsal boşluk giderek büyür. Ruhumuzun derinliklerinde yaşadığımız bu boşluk ve sıkıntı bir noktada kendini açığa vurur. İşte o zaman içimizdeki trajediyle yüzleşmek zorunda kalırız. Ruhumuzun açlığı, kederimiz ve sıkıntımız artık gizlenemez hâle gelir. Peki, böyle bir anda ne yaparız? Son anda bile olsa, Tanrı’nın huzurunda şükür ve hamt içinde durabilir miyiz? Sıkıntı ve kargaşa içindeyken, «Ya Rab, merhamet eyle!» diyebilir miyiz? Lazar’ın Tanrı’nın huzurunda şükür ve hamt içinde durması gibi, biz de Tanrı’ya böyle seslenebilir miyiz? Yoksa başımıza gelenlerden şikâyet etmeyi ve Tanrı’ya, dünyadaki sorunlarımızı çözmek için ne yapması gerektiğini söylemeyi mi sürdürürüz?
Bu İncil anlatısındaki küçük gibi görünen ayrıntılar bile ruhsal yaşamımızda gerçek bir uyanışa vesile olabilir. Bize, olayların derinliğine inmeyi ve onların özündeki gerçeği kavramayı öğretir. Şükür ve hamt içinde durmak… Zengin ile yoksul arasındaki karşıtlığın ötesine geçmek… İnsanları toplumsal konumlarına göre değerlendirmekten vazgeçmek… Ruhumuzun derinliklerinde yaşadığımız sıkıntıyı fark etmek… Şikâyet etmek yerine Tanrı’ya şükürle yönelmek…İşte çözüm budur. Bu çözüm yalnızca toplumsal sorunlarımız için değil, ruhumuzun derinliklerinde yaşadığımız acılar, sıkıntılar ve kaygılar için de geçerlidir. Dileyelim ki bugünkü İncil pasajının önümüze açtığı bu derin anlamı biz de kavrayabilelim ve kendi ruhsal yaşamımızda karşılığını bulabilelim!
p.Konstantinos Stratigopulos


Δεν υπάρχουν σχόλια:
Δημοσίευση σχολίου