Κυριακή 11 Οκτωβρίου 2026

EKİNCİ BENZETMESİ: ZİHNİMİZ, KALBİMİZ VE RUHSAL YAŞAMIMIZ - p.Konstantinos Stratigopoulos

 

Üç Fiilde Zihnin ve Kalbin Ruhsal İyileşme Yolu

p.Konstantinos Stratigopoulos

EKİNCİ BENZETMESİ: ZİHNİMİZ, KALBİMİZ VE RUHSAL YAŞAMIMIZ

Kutsal Kitap’ta okuduğumuz her benzetme, her şeyden önce bize bir ders verir. Ekinci Benzetmesi de insanın hayat boyunca karşılaştığı çeşitli zorlukları anlatır. Rabbimiz İsa Mesih bu benzetmeyi, karşılaştığımız güçlükler karşısında ruhsal açıdan yıkılıp yok olmayalım diye anlatır.

Ancak her benzetmenin içinde, Kutsal Babaların hikmeti sayesinde ortaya çıkarılan çok derin anlamlar da vardır. Kutsal Yazılar üzerine yaptığımız başka yorumlarda da belirttiğimiz gibi, bu anlamlar ruhsal hayatımızın iyileşmesi açısından büyük önem taşır.

Aynı durum, hepimizin çok iyi bildiği bu İncil pasajı için de geçerlidir. Öyleyse benzetmeyi baştan sona yeniden açıklamak yerine, onun derin anlamlarına ve ruhsal hayatımızı iyileştirmeye yönelik mesajına odaklanalım.

Bu derin ve iyileştirici anlamı ortaya koyan üç fiil var. Biraz önce İncil okumasında duyduğumuz bu fiilleri özellikle vurgulamak istiyorum: “Yedi”, “kurudu” ve “boğdu”.

İlk fiil, kuşların tohumu yemesini anlatan “yedi” fiilidir. İkincisi, tohumun kurumasını anlatan “kurudu” fiilidir. Üçüncüsü ise dikenlerin tohumu boğmasını anlatan “boğdu” fiilidir.

Şimdi bu üç fiilin üzerinde kısaca duralım. Böylece, anlayışımızın elverdiği ölçüde, bu İncil pasajının derin anlamını ve ruhsal hayatımızı iyileştiren yönünü kavramaya çalışalım.

1. “YEDİ”: ZİHNİMİZİN İÇTEN İÇE TÜKENMESİ

İlk olarak “yedi” fiiline bakalım. Bu fiil, öncelikle zihnimizde olup bitenleri anlatır.

Tanrı’nın bize armağan ettiği zihnimiz, O’nun verdiği akılla doğru düşünmemiz ve Tanrı’ya, yani Kelâm’a yönelmemiz için yaratılmıştır. Aslında bedenimizin bütün organları ve varlığımızın her yönü de yaratılışlarına uygun bir işlev görür.

Demek ki akıl, Tanrı’nın bize verdiği değerli bir armağandır.

Ne var ki zihnimiz, günlük hayatımızı yönlendirirken yalnızca zorluklarla değil, ayartmalarla da karşı karşıya kalır.

Azizlerimizin sözlerini ve münzevilerin yazılarını okuduğumuzda ya da vaazları dinlediğimizde sık sık şu öğütle karşılaşırız: Aklımıza kötü bir düşünce (logismos) geldiğinde, o düşünceyle tartışmaya girmeyelim; onunla konuşup durmayalım. Çünkü onunla tartışmaya başladığımızda, farkında olmadan kendimizi tüketiriz. O düşünce içimizi kemirmeye başlar.

Tanrı’nın bize armağan ettiği zihnimiz, bu düşüncelerle uğraşıp durdukça yavaş yavaş yıpranır ve içini boşaltır. (vesvesler)

Şöyle düşünün: Bir meyvenin içi yenmiş, geriye yalnızca kabuğu kalmış olsun. Dışarıdan bakıldığında hâlâ bir meyveye benzer; ama içi ya tamamen boştur ya da kir, çöp ve küfle dolmuştur. İşte “yedi” fiilinin anlattığı durum budur.

Ayartmalar, zihnimizi yavaş yavaş ve sistemli bir biçimde tüketir. Biz de onlarla tartışmaya devam ettikçe içten içe aşınır, ruhsal bakımdan boşalırız. Böylece sağlıklı düşünme yetimizi kaybetmeye başlarız. Hatta Tanrı’nın Kelâmı olan Mesih’le ilişkimizi bile zedeleriz.

2. “KURUDU”: KALBİMİZİN KURUMASI

İkinci fiil “kurudu”dur. Burada yorum, zihnimizden kalbimize yöneliyor. İlk aşamada zihnimizden söz ediyorduk; şimdi ise kalbimizden, yani iç dünyamızdan söz ediyoruz.

Kalbin canlı kalabilmesi için beslenmesi gerekir. Tıpkı bedenimiz gibi… Bedenimiz gerekli besinleri almadığında güçsüz düşer ve gerektiği gibi işleyemez. Aynı şekilde, iç dünyamız da beslenmediğinde kurur ve sağlıklı işleyişini kaybeder.

Bunu hepimiz biliriz. Fakat “kurudu” fiili, bu gerçeği tek bir kelimeyle, son derece derin ve sarsıcı bir biçimde anlatır. Burada söz konusu olan, Tanrı’nın hayat veren lütfuna katılımımızı kaybetmemizdir. Tanrı’nın lütfu, Kilise’nin Kutsal Gizemleri aracılığıyla hayatımızda etkin olur. Biz de kendi gücümüz ölçüsünde tövbe ederek ve alçakgönüllülük göstererek bu lütfa yöneliriz.

Tanrı’nın lütfuna katılımımızdan uzaklaşırsak, tövbe ve alçakgönüllülük yolunda çaba göstermezsek kalbimiz kurumaya başlar. İşte “kurudu” fiili tam da bu durumu anlatır. Görüyorsunuz: Önce zihnimiz zayıflıyor, ardından kalbimiz de yıpranıp gücünü kaybediyor.

3. “BOĞDU”: DÜNYANIN DİKENLERİ ARASINDA SIKIŞIP KALMAK

Peki, bütün bunlardan sonra hayatımızda geriye ne kalıyor?

Bedenen yaşamaya devam ettiğimize göre, hayatımızı sürdürebilmek için bir yerlere tutunmak zorundayız. Ama zihnimiz artık sağlıklı işlemiyorsa, hayatı Tanrı’nın Kelâmı’nın ışığında anlayıp anlamlandıramıyorsak ve iç dünyamızda bizi ayakta tutacak ruhsal güçleri de kaybetmişsek, bu kez dikenlere tutunmaya başlarız.

İşte üçüncü fiil burada karşımıza çıkıyor: “Boğdu”. Dikenler her zaman vardır. Ancak tohum güçsüz kaldığında dikenler onu boğar. Aynı şekilde biz de ruhsal bakımdan zayıfladığımızda dünyanın geçici değerlerine ve dışsal şeylerine tutunmaya başlarız.

Oysa bunlar, kendi başlarına hayatımızın önünde bir engel değildir. Örneğin bir traktör dikenlerin üzerinden geçebilir ve onlardan hiç zarar görmez. Fakat zihnimiz ve kalbimiz güçsüz düştüğünde, dikenler hayatımızda belirleyici hâle gelir. Bizi yalnızca boğmakla kalmaz, aynı zamanda tutunmaya çalıştığımız dayanaklara dönüşürler.

Yani aslında güvenemeyeceğimiz şeylere bel bağlarız. Bunlar hayatımızda belli bir işe yarayabilir; ancak hayatımızı üzerine kurabileceğimiz sağlam dayanaklar değildir. Gülün dikenlerini düşünün. Onların da bir işlevi vardır; gereksiz değillerdir. Ama hiç kimse bir gülün dikenlerine yaslanamaz.

Biz de hayatımızı böyle dayanakların üzerine kurmaya çalıştığımızda ruhsal açıdan yıkıma sürükleniriz.

BU BENZETMENİN RUHSAL İYİLEŞMEYE ÇAĞRISI

İşte tam bu noktada, dinlediğimiz İncil pasajının hem derin güzelliği hem de ruhsal hayatımızı iyileştiren mesajı ortaya çıkıyor.

Hatta şunu söylemeye cesaret edebilirim: Bu pasaj, insanın iç dünyasının iyileşmesine ilişkin çok kapsamlı bir öğreti sunuyor; ruhsal ve psikolojik sağlığımızı korumanın temel yollarını gösteriyor. Zihnimizin içinin boşalması, kalbimizin kuruması ve bütün bunlara rağmen hayata tutunmaya çalışmamız… Bunlar, her gün ruhsal açıdan ne kadar yıpranabildiğimizi göstermiyor mu?

İşte bu İncil pasajı, bütün bunları son derece sade ve anlaşılır bir biçimde anlatıyor.

Üç aşama, üç fiil… Bu üç fiille hem ruhsal hayatımızı kuşatan tehlikeler gözlerimizin önüne seriliyor hem de iyileşmenin yolu gösteriliyor.

Üstelik bunları aklımızda tutmak da kolay. Peki, neden hayatımızda uygulamayalım? Kilisemizle bağımızı canlı tutar, Kilise’nin ruhsal yaşamına katılır ve öğütlerini hayatımıza geçirirsek bunu başarabiliriz.

Demek ki bu İncil pasajı, ruhsal iyileşmemiz için çok derin bir mesaj taşıyor.

Bu mesajı aklınızda tutun, ona sımsıkı sarılın ve hayatınızda uygulayın. Böylece zihninizin içten içe tüketilmesine, kalbinizin kurumasına izin vermeyin. Hayatın kaygıları ve dünyanın dikenleri de sizi boğup ezemesin.

https://wra9.blogspot.com/2000/10/blog-post.html?m=1 

Metnin Yunanca versiyonu.

Δεν υπάρχουν σχόλια:

Δημοφιλείς αναρτήσεις